E-kitap Okuyucular Kitapların Yerini Doldurabilir mi?

Zaman zaman ülkemizdeki kitap okuma oranı ile ilgili istatistik bilgilerle karşılaşıyoruz. Japonya’da yıllık okuma oranı kişi başına şu kadar iken, ülkemizde bu kadar gibilerinden…

Ülkemiz için tablo pek iç açıcı olmayabilir.
Yine de umutsuz değilim.
Belli bir oranda okuyan bir kitle var ve bu çarkı bir şekilde döndürüyorlar.
Yeterli mi? Değil.
Ama her geçen gün bu oranın arttığı inancındayım.

 

Kitap okuma oranını bir kenara bırakalım şimdi. Biraz okuyan kesime yönelim.
Ben de dahil, kitap okuyanların bir çoğu kendi kütüphanem olsun istiyor. Mesela ben, bu yüzden kimseden ödünç kitap alıp okumuyorum. Okuyacaksam gidip kendim satın alıyorum. Böylelikle her defasında kendi kütüphaneme yatırım yapmış oluyor ve ufak ufak da olsa zenginleştirmiş oluyorum. Aynı şekilde okuması için kimseye kitap vermek de gelmiyor içimden. Verdiğim kitaplardan hatırlayabildiğim kadarı ile sanırım 1 veya 2 tanesi sağlam şekilde bana geri geldi. Diğerleri kayıp!

Okumaya devam et…

Hangi Fotoğraf Makinesini Almalıyım?

Instagram uygulamasının son yıllardaki hızlı yükselişi ve en çok kullanılan sosyal medya araçlarından biri olması, insanların fotoğrafçılık hakkındaki bakış açılarını ve algılarını değiştirdi. Buna paralel olarak da insanların fotoğrafçılığa ilgi duyması ve yönelmesi de haliyle kaçınılmaz oldu.

Az önce insanların fotoğrafçılığa olan algılarını değiştirdi dedim çünkü önceden birçok insan fotoğrafçılık kavramından bile yoksundu. Bununla alakalı kendimden bir örnek vererek açıklayayım;

2010 senesinde başlangıç seviyesi olarak ilk yarı profesyonel fotoğraf makinemi almıştım. O zamanlar tercih ettiğim marka Canon olmuştu, ki hala da öyle genel olarak. O sıralar Canon, 550D modelini yeni çıkarmıştı ve ben de bir arkadaş vasıtası ile direkt Japonya‘dan getirtmiştim. Yanılmıyorsam Türkiye’de 2400 TL civarlarındaydı fiyatı ve ben 1.360 TL’ye almıştım. Tabi heyecanlısın, profesyonel bir makine almışsın çünkü. Bir süre elimden hiç düşürmedim, sürekli ama sürekli olarak yanımda taşıyordum. Üniversite’ye giderken bile yanımdaydı ve okulda sadece birkaç kişide vardı. Şimdi ki gibi pek yaygın bir durum değildi elinde sürekli fotoğraf makinesi ile dolaşmak. Birgün bir kız arkadaşım bana dedi ki; bazı kızlar (ki neden kızlar onu da anlamış değilim) arkandan sana gülüp dalga geçiyorlar, dedi. Neden ki? dedim. Sürekli yanımda fotoğraf makinesi taşıyormuşum diyeymiş meğer. Şaka gibi. Verdiğim cevabı dün gibi hatırlıyorum; Onlar daha fotoğrafçılık kavramından bir haber, yoksunlar diyerek gülüp geçmiştim.

Okumaya devam et…

Yeni Blog: Kitaposfer!

Yeni bir solukla Kitaposfer isimli ikinci blogumu da açmış bulunmaktayım.
Aslında hali hazırda burada şeyler karalıyorum zaten. Ama blogumdaki kategorilerin pek hakkını verebildiğimi söyleyemem. Örneğin bu kategorilerden birisi de, kitap konulu içeriklerin yer aldığı Kitaposfer isimli kategori.

Kitaposfer kategorisinde okuduğum kitaplara değinmek ve kitaplardan altını çizdiğim satırları/cümleleri paylaşmayı istiyordum. Ama doğru düzgün dolduramadım bu kategoriyi. Bugün yarın şu gün yazarım diye diye hep erteledim durdum. Ertelemek hastalığını bilirsiniz, bir defa erteleyince bir şeyi, bir türlü toparlayamıyorsunuz sonra ve bu böyle uzunca bir süre devam ediyor.

Okumaya devam et…

Instagram Üzerinden Gelen Kitap Listesi

2017’nin ilk blog yazısı…
2016 senesinin nasıl berbat bir yıl olduğuna dair ben de bir şeyler yazacaktım ama bir çok kişi bu konuda yazdığı için bir de ben yazayım istemedim.
2016 senesini özetleyecek olursak;
Hem bireysel, hem aile olarak, hem ülke, hem de millet olarak hepimizi vurdu 2016. Öyle böyle değil, çok çok zor şeyler yaşadık. Yaşamaya da devam ediyoruz aslında.
Neyse; sabrediyoruz, sabredelim.

*  *  *

2017 tarihli bu ilk yazımda, istedim ki konu itibariyle güzel ve değerli olsun. Yazımın konusu kitap. Daha doğrusu bir kitap listesi. Biliyorum, Gugıl amcaya kitap önerisi, tavsiyesi vs. tarzında sorular sorduğunuzda istemediğiniz kadar kitap tavsiyesi, kitap okuma listesi bulabilirsiniz.

Okumaya devam et…

Yeni Blog Adım: KAĞIT KALEM

Bir önceki yazımda blogum için yeni bir isim aradığımdan ve neden yeni bir isim değişikliğine gitmek istediğimden detaylı şekilde bahsetmiştim. (O yazı burada!) İsim konusunda çok düşündüm. Etrafımdaki arkadaşlarıma sordum, fikirlerini ve düşüncelerini aldım. Bu mu olsun, şu mu olsun, öyle mi yapsak, böyle mi yapsak derken; sonunda bir isimde karar kıldım. Artık blog sayfamın yeni adı: KAĞIT KALEM. İlk başta çoğunuza çok basit ve de orijinal gelmeyebilir bu isim. Ama çok değil, az biraz düşününce gayet güzel ve şık bir isim bana göre. En azından benim içime sindi, bu önemli. 

Okumaya devam et…

Blog Adı Arayışı ve Ç5K7

Sürekli olmasa da ara sıra zihnimi kurcalayan ve meşgul eden bir şey var; blog adı mevzusu. Kişisel blogum için bir isim arayışı içerisindeyim. Daha orijinal, marjinal, yaratıcı, akılda kalıcı, hatırlanabilirliği kolay olsun istiyorum.

Yakın çevrem çok iyi bilir… Böylesi zamanlarda blog ismi düşünürken, aklıma gelen isimleri onlarla da paylaşıp, görüşlerini ve fikirlerini alıyorum. Fikir fikiri doğurur çünkü. Belki de bir kelime çok farklı yerlere götürebilir, farklı kapıları açabilir.

Okumaya devam et…

Umma ki, üzülmeyesin!

Zaman zaman öyle kötü ve istenmeyen bir olay silsilesi yaşıyorsunuz ki, doğru görünen yanlışı, yanlış görünen doğruyu çok daha iyi anlayabiliyorsunuz. Hatta böylesi zor zamanlarda çevrenizdeki insanların gerçek yüzlerini daha iyi görebiliyorsunuz. İyi zamanlarda yanınızda olan çok olur. Önemli olan zor zamanlarınızda yanınızda olabiliyorlar mı?!

Çok yakın bir zamanda ben de böylesi kötü olaylar silsilesine maruz kaldım. Teyzemler trafik kazası geçirmiş. Çok şükür ki, ölüm yok. Ama teyzemde ciddi hasarlar var; omuzda kırık, belde kırık, iç organlarda zedelenme vs. Ölüm olmasın da, buna da çok şükür! Uzun bir süre yattığı yerden tedavi görecek, kalkıp yürüyebilecek durumda değil. Nasıl ki amca için baba yarısı deniliyorsa, teyze de benim için anne yarısıdır. Teyzemi o halde görünce çok canım acıdı, çok üzüldüm. Diyorum ya, şükür ki ölüm yok. Olsun, bu zor zamanlar da geçer elbet.

Okumaya devam et…

Black Mirror

Sizlere enfes bir diziden bahsetmek istiyorum; Black Mirror. Enfes kelimesi iddialı oldu değil mi? Biliyorum. Hatta biraz daha ileri gidip; beklentilerinizi yüksek tutun demek istiyorum. İzlediğiniz zaman,  dizinin, yüksek tuttuğunuz beklentilerinizin de çok daha üzerinde olduğunu göreceksiniz. Hah, şimdi çok daha iddialı oldu.

Dizi şuana kadar 2 sezon yayınladı. Ve her sezon sadece 3 bölümden oluşuyor. Yanlış değil evet, her sezon 3 bölüm. Dahası, her bölüm birbirinden bağımsız ve alakasız. Her bölümde oynayan oyuncular ve konular da farklı. Hatta her bölümün yazarı ve yönetmeni de farklı. Ve de, her bölümün süresi de birbirinden farklı. Nasıl? Çok ilgi çekici ve merak uyandırıyor değil mi? Aynen öyle.

Okumaya devam et…

Sonraki sayfa »