Cümle Konservesi‘ni artık aylık olarak yayınlamayı düşünüyorum. -Her ay, geçtiğimiz ay içerisinde altını çizdiğim cümleleri toplu şekilde-

İlk olarak Aralık ayı ile başlıyorum.
Ve ilk notlar Haşmet Babaoğlu üstattan…

  • Günümüz insanı… Onu beğeniyor, şunu beğeniyor; ondan hoşlanıyor, bundan hoşlanıyor. Fakat hiçbir şeyi, hiç kimseyi sevmiyor. Bir nevi artistik patinaj. Tökezleyip düşünceye kadar hayatın üzerinden kayıp geçiyor… Sonrası tedavisi zor bir süreç. Çünkü iyileşenler, sevenlerdir.
  • Günümüz insanı…  Yerinde duramayan ama hiçbir “yer”e varamayan bir zavallı. Teknoloji süpermiş, bilim iyiymiş falan ne fayda!
  • Elias Canetti‘nin şu sözü geliyor şimdi aklıma: “Neredeyse hep sevgiden söz etti ve yanına kimseyi yaklaştırmadı.”
  • Sözler, sözler, sözler… Jestler, mimikler, işaretleşmeler… Telefon açmalar, kısa mesajlar, mailler… Bir türlü anlaşamıyoruz. Aramıza iletişim giriyor.
  • Söyle bana!.. Düşüncelerini başkalarından önce kendine anlattın mı? Anlatsan, hiç katılmayacak, hatta saçma bulacaksın.
  • Almak isteyen affedemez. O yüzden affetmekte zorlanıyoruz. Affetmek, vermektir. Şöyle söyleyince daha anlaşılır olacak: Bağışlamak!
  • Yaşadığımız hayatın boşluğuyla ne zaman yüzleşsek, alışveriş yaparak dolduracağımızı sanıyoruz.
  • Fakat o boşluk duygusuyla nasıl hesaplaşacağımızı bilenlerin sayısı çok az.
  • İbadetler rutine, sufilik modaya, entelektüel umutsuzluk sosyal medya şıklığına, siyasal tavır kendini unutmaya dönüştükçe… Çağın ruhu kazanıyor, bizim ruhumuz kaybediyor.
  • Birbirimizi arayışımız, bulamadığımızdan… Belki o da değil. Bu dünyada hiç bulunamayacak bir şeyi arayışımızdan…
  • Kavuştuğumuzda bizim hikayemiz bitecek, dünyanın hikayesi başlayacak, biliyorsun değil mi? Her seferinde öyle oluyor. Dünya kazanıyor, biz yeniliyoruz.
  • Hoşlanmak hep oradadır. Sevmek randevuya hep geç kalır.
  • Özlemek ve sevinç… İçinde bunlardan eser yoksa, “sevgi” sandığın o şeyi yavaşça yere bırak ve uzaklaş.
  • Yazı dokunur… Omzuna başını koyar, sırtını sıvazlar, elini tutar, durup dururken öper.
  • Bakıyorum da… Çoğumuzun gözleri yorgun, kulakları neredeyse sağır, zihni uyuşmuş. Kalp bu kadar da yalnız bırakılmaz ki!
  • Öğrenmek için başkalarına ihtiyacımız var ama anlamak için zamana ve yalnızlığa…
  • İnsanlar konuşa konuşa anlaşırmış! Ben de diyorum ki, güzel suskunluklar da var! Anlaşmayı bir yana bırakın, anlamaksa bütün mesele, azıcık sessizlik gerekmez mi? Hatta biraz da mesafe! Hem kim bilmez ki, ellerimiz birbirini hep sessizlik anlarında bulur.
  • Öğrenmek için bu kadar tembel, bilmek için bu kadar iddialı olmak akıl alır bir şey mi? Hayır! Fakat ortalığa bakıyorum, hiç öğrenmeyip çok bildiğine inananlardan geçilmiyor.
  • Bu dünyada “oyalanmamız” gerekiyordu! Oysa biz ne yaptık? Hiç sonu gelmeyecekmiş, bir gün çekip gitmeyecekmişiz gibi ciddiye aldık. Bu büyük yanlışın altından kalkma şansımız kaldı mı?
  • Yenilenmeye takatimiz yok! En küçük iyilikler ve en sıradan güzellikler için bile tembeliz.
  • Takvimin ve saatin değil, zamanın değerini bilecektik. Karıştırdık hepsini ve galiba o karışıklıkta kaybolduk.
  • Oysa ne büyük nimettir baştan başlamak! Gece ve gündüzü düşün; ilerlemezler, hayret ve vecd ile birbirlerinin çevresinde dönerler. “Yeni” oradadır; her sabah baştan başlayabilme, her gece pişmanlık ve tövbeyle hesaplaşma imkanında.”
  • Modern gündelik hayat küçük kandırmacalar ve büyük yenilgilerle dolu. 31 Aralık gecesini 1 Ocak’a bağlayan saatlerde ne olacak? Borçların silinecek, endişelerin bitecek, boş kalbin derhal dolacak, ihtiyaçların birdenbire giderilecek mi? Hayır! O halde ne için seviniyorsun? Dua etmeyi bile boşluğa fırlatılmış bir dilek haline getirmiş, bomboş bir takvime iman etmişken…

 


Gökhan Özcan notları ile devam edelim…

  • Sanki hepimiz aynı beş para etmez filmin oyuncularıyız ve nedense herkes kendi oynadığı rolü ölesiye ciddiye alıyor yine de!
  • Bir elinde şemsiye, diğer elinde çanta olan adamın mutlaka burnu kaşınır, hayat böyle!
  • Bulduğunuz bir ipucuna fazla güvenmeyin! Bir ipucunun sizi götüreceği en muhtemel adres ipin diğer ucudur!
  • O kadar mahcup bir tipti ki, insanların yüzüne bakamıyor, sürekli başı önünde yürüyordu. Kırklı yaşlarında bir gün oturduğu iskemlenin sol arka ayağı aniden kırılmasa, belki de gökyüzünün varlığından haberi bile olmayacaktı!
  • Terzinin bütün hüneri elindeki kumaşın eniyle boyu kadar!
  • “Bugünlerde ne okuyorsunuz?” diye sordular, başını bile kaldırmadan “Yazdıklarımı…” dedi.
  • “Mesele budur, bilmem anlatabildim mi?” diye bitirdi sözlerini profesör. “Bilmem anlayabildim mi? Benim için de asıl mesele budur?” diye geçirdi içinden öğrenci.
  • Şehirler acayip yapılaştı, etrafta çiftlik yapacak arazi yok, çiftlik yoksa çiftlik hayvanı da yok, çiftlik hayvanı yoksa samanlık da yok, samanlık yoksa seyran da yok, o zaman iki gönül neden bir olsun kardeşim!
  • Sessizce yutkunduğunda içinde bir çağ kapanıp, yeni bir çağ açılan insanlar da var.
  • Hesabı istemek için sesini küçük bir miktar yükselttiğinde, mahcup bir insan için garsonun o sesi duymama ihtimali ne büyük risktir bilir misiniz?
  • Kurulduğu saatte çalmayı bir türlü beceremeyen bir çalar saat gibi ayarsız yaşar bazı insanlar, onlardan herhangi bir başka şeyi doğru şekilde yapabilmelerini zaten hiç bekleyen yoktur.
  • “Eksik olma!” dedi biri. Çok mutlu oldu diğeri, bu hayatı boyunca duyduğu en güzel şeydi.
  • Her tarafımız doğrunun ne olduğunu söyleyen birbirinden farklı sözlerle dolu, aradığımızda doğruya sırf bu yüzden bulamıyor olabiliriz!
  • Bugün önümüze uzatılan bütün sınav kağıtları çoktan seçmeli bir cevapsızlık durumu yaşamamıza sebep oluyor.
  • Bize bir dokunuşla her şeyi yapabilen cihazlar satıyorlar, sonra biz onlarla meşgul olurken hiçbir şey yapamaz hale geliyoruz!
  • Herhangi bir şey şeyimiz çalındığında ortalığı ayağa kaldırıyor, polis çağırıyor, hırsızları şikayet ediyoruz. Bunun bir tek istisnası var: Vakit hırsızları! Vaktimizi çalanlarla hiçbir sorunumuz yok!
  • Herkes sadece kendini ölçü aldığı için dünyaya ölçüsüzlük hakim!
  • Dikkatimi çekiyor, herhangi bir meseleyi konuşmakta olan her toplulukta sözü alıp bir daha asla geri vermeyen acayip tipler var.
  • Aynada kazara kendini görse, günler boyu mahcubiyetinden kurtulamayan insanlar da var.
  • Yazmak, esasen insanın kendi kendisiyle konuşmasıdır. Kalem duramaz, bunu kayda geçirir. Kağıt duramaz, kayda geçeni başka insanlara götürür. Yazı yazandan çıkıp başkalarına ulaştığında zaten söz çoktan söylenmiş ve işitilmiştir. Peki okuyan? O, olmuş olanın misafiridir.
  • Kıyafetler, her akşam eve döndüklerinde insanları içlerinden çıkarıp askılara asıyor ve gardıroplara kaldırıyor.
  • İki gönül bir olunca diyoruz ya, birdir onlar zaten, ikilik sonradan çıkmadır.
  • Her uzun hava, hayatın sandığımız kadar kısa olmadığına dair esaslı bir delil…
  • Geçip giden her ‘ân’a ayrı ayrı teşekkür eden, vuslatını iple çeken insanlar da var!
  • Bir berber bir berbere, “Dükkânı her zaman açarız, gel beraber Allah adın zikredelim evvelâ, vâcib oldu cümle işte her kula” demiş.
  • Bizim söylendiği anda eskiyen sözlerimize karşılık, hiç eskimiyor gönül erbabının sadra şifa sözleri.
  • İnsan acılarla pişiyor, oluyor, olgunlaşıyor. Oysa biz sürekli kaçmaya çalışıyoruz acılarımızdan. Pişmiyor, sadece pişkinleşiyoruz bu yüzden!
  • Büyük insanlar ne söylese kendiliğinden büyük söylüyor; sadece bizim gibi küçük insanlar her ağzını açtığında büyük söz söyleme sevdasına düşüyor!
  • Binlerce fiyakalı cümlenin veremediği huzuru, bazen iki mütevekkil kelime bağışlayabiliyor insana.
  • Ceplerin boş kalmışsa üzülme, üşüyen ellerinin gidecek bir yeri var demektir.
  • Yüzündeki sıcacık tebessümle yakındaki birkaç mahalleyi ısıtabilen insanlar da var!
  • Deniz her Allah’ın günü hırçın dalgalarıyla iskeleyi dövüyor ha dövüyor, iskelenin bir gün olsun isyan ederek bırakıp gittiğini gördün mü?
  • Yakın zaman sonra insanın görüş açısını galiba sadece arabasının dikiz aynaları genişletebilecek!
  • Ayağımız uyuştuğunda ayağımızı hissedemiyoruz. Peki, insanlığımız uyuştuğunda?
  • “Yapılacak o kadar çok şey var ki!” dedi yanındakine, “canım hiçbir şey yapmak istemiyor!”
  • Bir de şunu düşünün: Uyuyakaldığı için sırasını kaçıran yazdan kalma bir gün kara kışın ortasında uyanırsa ne hisseder?
  • Unutkanlık dediğimiz şey, belki de hafızaların ait oldukları insanları yerinde bulamayışıdır.
  • Bir türlü durdurulamayan çılgın bir atlıkarınca gibi dönüp duruyor hayat; inmek istiyor, inemiyorsun!
  • Belki bir gün aniden söyleyecek bir şeyim olur diye hazırda her zaman boş konuşma balonları bulunduruyorum!
  • Bazı geceler ansızın uyanıyor, kendimi hiç başlamadığım bir şiirin sonunda titrerken buluyorum.
  • Saklambaç bitti, herkes evine gitti sanıyoruz; oysa orada burada bulunmayı bekleyen o kadar çok insan var ki hâlâ!
  • “Hiçbir şeyi saklamadan, gizlemeden hayatımı inceden inceye gözlerinin önüne serdim. İşte bunun için beni tanımazsın.” diyor bilge şair Tagore.
  • Her umutsuzluk hali, duvara toslamış bir aşırı iyimserliğin neticesi değil midir?
  • “Sen hayattan çok fazla şey bekliyorsun!” dediler, “Size ne, bu hayatın sorunu!” dedi.
  • En görmek istemediğiniz tire işareti hangisi biliyorum, doğum tarihinizin sağına yazılan!
  • Farzedelim o gün dünyada hiç kimse yok, ortalık bir yerdesiniz, elinizde bir taş, önünüzde bir kuyu ve siz deli değilsiniz… Bazen özdeyişler insanı ne kadar da zorluyor!
  • Artık yaşlı bir bastondu ve yürüyebilmek için elinden tutacak iyi kalpli bir adama ihtiyacı vardı.