İlk notlar Haşmet Babaoğlu‘ndan gelsin…


“Bu gömlek bana çok yakıştı” der gibi, aklından şöyle geçiriyor: “Bu yalan bana çok yakıştı!”

Bunca ıvır zıvır yalan, bunca uydurma hikaye niye? Sevilmek için mi? Belki! Fakat en çok da kendini sevmek için söyleniyor yalanlar. Günümüzün yalancıları tam da bu yüzden yalanlarına herkesten önce inananlardan oluşuyor.

Çok güzeldi. Ve güzelliği ölümden kaynaklanıyordu.

Şöyle bir not düşmüşüm bir vakitte: “Neden bilmem, içinde balıklar yüzen akvaryumlar beni hüzünlendiriyorlar. Sevdiğim tek akvaryum cam fincandaki adaçayım. İçinde adaçayı dalları ve limon dilimi yüzüyor.

Sürekli iletişim kopukluğundan söz ediyorlar ya, gülüyorum. İletişim hiç kopmaz, kopup giden birbirimizi anlamaya niyetimizdir.

Fotoğraflara bakarken daha iyi anlıyorum: Kaç yaşında olursak olalım, zaman hep kendi kışına doğru yol alıyor! Geçmiş hep daha sıcak, gelecek hep daha soğuk sanki…

Ah, bir bilsek! Kaybetmeden kazanmak yok, bazı noktalarda azalmadan başka bir noktada çoğalmak imkansız ve neyi sevsek başka ihtimallerin boynu bükük…

 



İbrahim Tenekeci ile devam edelim notlara…

Bazı insanlar vardır; ne verirseniz verin, memnun olmaz, hep daha fazlasını isterler. Alttan aldıkça, üstünüze gelirler. Sesinizi yumuşattıkça, sertleştirirler. İyiliği ve halis niyeti kötüye kullanırlar. Böylece iyilik arsızı olup çıkarlar.

İnsan, her istediğini yapamayandır. Bizi hayvandan ayıran en önemli farklardan biri de budur.

 



Gökhan Özcan‘dan…

Her sonbahar, bir ilkbaharın tohumu olarak düşer toprağa.

“İçimde hiç dinmeyen bir sıkıntı var” dedi biri. “Ne kadar şanslısın!” dedi diğeri.

Beklenmedik bir anda sahibine döndü ve “Hiç güleceğim yoktu”  dedi papağan, “hala da yok!”

Sanki yüzlerce yıl yaşamış kadar yorgun ve bıkkın hissediyordu kendini; o kadar ki, biri “Çok yaşa! der diye herkesin içinde hapşıramıyordu bile.

Kafama takılan o kadar çok şey var ki, kendimi bırakıp hayata takılamıyorum bir türlü!

Ömür; insan, kalıbının içini insanlıkla doldurabilsin diye…

“Ölmekten çok korkuyorum” dedi yaşlı adam. “Bari biraz yaşasaydın!” dedi yanındaki.

“Öyle konuşuyorsun ki içim kararıyor birader!” dedi biri. “Peki sustuğumda ağarıyor mu?” dedi diğeri.

“Bir kere yaşadım ama” dedi meczup, “çok kere öldüm!”