Arkadaşlarımızla olan muhabbetlerimizde konunun zaman zaman “doğru insan” mevzularına kaydığı olmuştur. İster kız olsun ister erkek bu mevzu herkes için tahmin ettiğinizden de çok daha önemli aslında. Öyle ya… Koca bir ömrü birlikte yaşayacağın, hayatını paylaşacağın insanı bulmak ve “evet” demek hiç ama hiç kolay değil. Üstelik ayrılan insanların sayısı günden güne katlanarak artıyorken bu, insanı biraz daha tedirgin ediyor ve on düşüneceği yerde yirmi düşünmeye başlıyor. Haydi kolaysa gel de “evet” de.

Bu konuyla alakalı başımdan geçen bir olayı paylaşmak istiyorum.

Bir gün bir arkadaşın mekanında bir adamla tanıştım. Bana öyle şeyler anlattı ki bu, “doğru insan” mevzusu için muazzam bir örnek teşkil ediyordu. 

Bana anlattıklarını kendi ağzından yazmak istiyorum…

İlkokulu bitirdikten sonra anne ve babama dedim ki; “Benim okumakta gözüm yok, boşu boşuna bana para harcayıp masraf etmeyin…” 

Sonra çalışmaya Kıbrıs’a gittim. Casino’larda falan çalıştım; yerden sigara izmaritleri falan topladım, yerleri temizledim. Hani inşaatlarda çimento torbaları ıslanmasın diye çimento torbalarının üzerine saydam/şeffaf naylon örterler; işte o naylonların altında yattım. Çok zorluk çektim, çok sefillik çektim. 

Bir gün annem bana dedi ki; “Oğlum… Artık yaşın geldi, gel seni dayının kızıyla evlendirelim, sana onu alalım.” 

Tamam anne dedim, siz nasıl uygun görürseniz. 

Öz mü öz dayım dedi ki; “Yav bu çocuğun ne iş var ne gücü var ne de parası var…” 

Yedi kat yabancı yengem dedi ki; “Bu çocuk çalışkandır, azimlidir, taşın suyunu sıkar yine de aç bırakmaz.” dedi. 

Ama dayımın o dediklerinden sonra anneme dedim ki; “Yok anne, ben onlardan kız almak istemiyorum.”

Gel zaman git zaman bir kız arkadaşım oldu. Birbirimizi sevdik. Kızın maddi durumu ise bizimkinden çok daha iyiydi. Çıktım kızın babasının karşısına, dedim ki; “Ben sizin kızınızı seviyorum ve talibim. Ama ne param var, ne altınım var, ne bir şeyim var. Şu üzerimde gördüğünüz kıyafetlerden başka hiçbir şeyim yok. Veriyorsanız kızınızla evlenmek istiyorum.”

Kızın babası “Verdim öyleyse…” dedi. 

Neyse evlendik falan… Ama yatak odamız boştu, bir şey alamadık oraya. 6 ay boyunca salonda uyuduk ve 1 gün bile eşim kalkıp isyan etmedi, söylenmedi, şikayet etmedi, kafama dikilmedi… Sustu, sabretti. Şükretti. Babası arardı ‘kızım ne yapıyorsunuz, nasılsınız…’ diye. Derdi ki; “İyiyiz baba, lokantada/restaurantta yemek yiyoruz.” Oysa evde açtık belki de ama babasına bile hiç belli etmedi sıkıntılarımızı. 

Gün oldu devran döndü. Şimdi güzel bir işim var. Tavuk/şarküteri üzerine bir markanın bölge müdürüyüm. Çok şükür halim vaktim yerimde. Durumumuz çok iyi. Altımda arabam var. Evimde 3 tane Led TV var. DigiTürk – Lig TV’im var. Keyfimce evimin rahatlığında izliyorum maçları. Kredi Kartlarımın hepsini eşime verdim, dedim ki; “Al… Harca. Ne istiyorsan al, gönlünce keyfince harca…” 

Niye biliyor musun?
Çünkü o kadın bunların hepsini hak ediyor.
Çünkü ben, şuan ki halimi o kadına yani eşime borçluyum.
Onun sayesinde bu durumlara geldim. Şimdi canı ne istiyorsa alsın, harcasın.

…..

İşte size “doğru insan” için eşine zor rastlanır bir örnek. 

Lütfen söyler misiniz, şu devirde böyle insanlar, böyle kadınlar kaldı mı? 

Çevremize şöyle bir bakalım, en ufak şeyde hemen ayrılık ipini çekenlerle dolu ortalık. İster yeni çift olsun ister 20 yıllık evliler olsun, artık ayrılık pamuk ipliğine bağlı. 

Görüyoruz, duyuyoruz, ediyoruz; Birkaç gün sonra düğünleri olacak ama kızın istediği altın alınmadı diye bozuluyor düğün. Yok efendim istediğim buzdolabı alınmadı, istediğim yemek takımı/salonu alınmadı vs… Yahu düğünde kuşak bağlama mevzusu yüzünden dağılan düğünler bile var. 

‘Üç beş ay yatak odası takımı alamayacağım’ de bakalım karşındakine, neler oluyor?!

Her zaman bol bol şu şekilde dua ediyorum; 

Allah karşımıza hakkımızda hayırlısı olan “doğru insan”ı çıkarsın inşaallah!

Bu işler, çok çok zor işler, aziz bayım!