Zaman zaman ülkemizdeki kitap okuma oranı ile ilgili istatistik bilgilerle karşılaşıyoruz. Japonya’da yıllık okuma oranı kişi başına şu kadar iken, ülkemizde bu kadar gibilerinden…

Ülkemiz için tablo pek iç açıcı olmayabilir.
Yine de umutsuz değilim.
Belli bir oranda okuyan bir kitle var ve bu çarkı bir şekilde döndürüyorlar.
Yeterli mi? Değil.
Ama her geçen gün bu oranın arttığı inancındayım.

 

Kitap okuma oranını bir kenara bırakalım şimdi. Biraz okuyan kesime yönelim.
Ben de dahil, kitap okuyanların bir çoğu kendi kütüphanem olsun istiyor. Mesela ben, bu yüzden kimseden ödünç kitap alıp okumuyorum. Okuyacaksam gidip kendim satın alıyorum. Böylelikle her defasında kendi kütüphaneme yatırım yapmış oluyor ve ufak ufak da olsa zenginleştirmiş oluyorum. Aynı şekilde okuması için kimseye kitap vermek de gelmiyor içimden. Verdiğim kitaplardan hatırlayabildiğim kadarı ile sanırım 1 veya 2 tanesi sağlam şekilde bana geri geldi. Diğerleri kayıp!

Bir de kıymetini bilemiyorlar, rastgele özensiz kullanıyorlar kitapları. Ucu köşesi bükülmüş, katlanmış, rastgele çantaya oraya buraya atılıp kirlenmiş, ıslanmış, lekelenmiş oluyor. Nasıl sinir oluyorum bu duruma anlatamam! Ben o kadar titiz ve özenle kullanırken, incitmeden okurken, sen nasıl oluyor da senin olmayan bir emanete bu kadar kötü davranabiliyorsun ki?!

İşte bu yüzden kitaplarımı kimseyle paylaşmak niyetinde değilim, istemiyorum. Çok çok gidip kitabın yenisi alıp hediye ediyorum. Kendi kitabımı vermiyorum.

 

Kitap okuyalım okumasına da…
Teknoloji kitaplara da dokunur oldu.
E-kitap okuyucuları diyorum…
Günden güne giderek yaygınlaşmaya başladı. Artık etrafınızda bir çok kişide bu cihazlardan görebilirsiniz…

E-kitap okuyucu demişken,
Piyasada en yaygın olanları Amazon‘un Kindle‘i ile Babil‘in Calibro’su.

Bu kitap okuyucuların birçok artısı var. Uzun giden pil ömrü ile şarj sıkıntısı çekmiyorsunuz. Bir günlük şarj ile bir ayı aşkın süre rahatlıkla kullanabiliyorsunuz. Ekranları akıllı telefonların, tabletlerin ekranları gibi değil ve gözleri yorup rahatsız etmiyor. Güneş’te ekran parlamıyor. Birebir kağıt hissi ile kitap okuyabiliyorsunuz. Okuduğunuz satırların altınız çizebiliyor, dipnotlar alabiliyor, bilmediğiniz kelimelerin anlamını kolaylıkla öğrenebiliyorsunuz. Wi-fi ile internetten çok kolay bir şekilde kitap satın alıp cihazınıza indirebiliyorsunuz. İşin en güzel yanı şu; ortalama 3000 kitaba kadar kendi kütüphanenizi yanınızda taşıyabiliyorsunuz. Oldukça hafif, küçük ve pratik cihazlar.

Bunlar güzel şeyler, evet.
Ama yine de gerçek bir kitabın yerini ne kadar doldurabilir?
Somut olarak kitabı eline almak, sayfalarına dokunmak gibisi var mı!
Kitabın kokusunu nasıl sağlayabilir mesela bir e-kitap okuyucu?!
Kalemi elime alıp, beğendiğim satırların altını çizerken, kağıt-kalem ilişkisini bana nasıl sağlayabilir?

Yine de…
Her ikisi de kullanılabilirmiş gibi geliyor bana, yere ve zamana göre.

Başkaları nasıl düşünüyor diye merak ettim ve Instagram’da hikaye kısmında “Sizce, E-kitap okuyucu mu yoksa gerçek kitap mı?” diye sordum. Bazı arkadaşlar dönüş yaparak, bu konudaki kendi düşüncelerini paylaştılar.
Ben de bu arkadaşların değerli düşüncelerine burada yer vermek istedim.

Bakalım neler demişler;

“Kesinlikle gerçek kitap. Her insanda bazı duygular baskındır. Ben dokunmayı ve koklamayı severim. Gerçek kitap olmazsa evimde devasa bir kütüphanem olmaz. Her kitap için ayrıca seçtiğim ayraç koleksiyonumun bir anlamı kalmaz. Satırların altını çizemem. Notlar alamam kenarlarına. Gecenin bir yarısı kalkıp kütüphanemin önünde kitaplarımı ziyaret edemem.

Birine hediye edemem altını çizdiğim kitaplarımı. Benim yaşanmışlığımdır kitaplarım. Ruh dünyamdır. Geçmişim geleceğimdir. Kendimi ziyaret edemem yoksa.

Kitabımı direkt elime alırım. Ama e-kitapta öyle değil. Ona ulaşmak için metal bir nesneye dokunmam gerekir. Gerçek kitapta araya hiçbir şey girmez. Dua gibi.”

*  * *

“Gerçek kitap tabi ki, bulamayınca e-kitap. Neden gerçek kitap; bir kere kitapların kendine has kokusu var huzur veriyor insana, arkadaş oluyorsun eline aldığın zaman, evirip çevirip inceliyorsun. Okurken insanın beynini, gözlerini yormuyor telefon kadar. Ama dışarıdaysam, canım sıkılıyorsa açıyorum e-kitaptan okuyorum mecburen.”

*  *  *

“Tabiki de gerçek kitap. Hala alışamadım e-okuyucuya. Ne bilim kitaba dokunmak, sayfaları çevirmek daha iyi daha çok okuma isteği getiriyor, daha canlı gibi. 🙂 e-kitap daha soğuk, aslında taşıma açısından oldukça pratik ama kitabın yerini tutmuyor ama alışmam lazım :)”

*  *  *

“Gerçek kitap. Bazen çok sevdiğimiz kitapları bitirince kendimizi onlara sarılırken dahi bulabiliyoruz, o koku güven duygusu şimdi kedilerde arasan bulamazsın :)”  

*  *  *

“Gerçek kitap dediğimiz için hakikatli olması lazım, sahipleniş var, diğer türlüsü yapay emanet gibi oluyor işimiz bitene kadar.”

*  *  *

“Gerçek kitap. Kitabı hissedebiliyorum, beğendiğim satırları çizebiliyorum en önemlisi o anı kendime ayırmış oluyorum.

Yani şöyle de bir şey var, mesela şu an yazışmanın pek bir kıymeti kalmadı değil mi, ulaşmak istediklerimizle anında görüşüyoruz ama dönüp eski mesajları okumuyoruz, eskiden mektuplar saklanır tekrar tekrar okunurmuş, e-kitap ile baskı kitap da öyle bir nevi.

Ben e-kitaba tekrar dönüp okumam ama kitaplıktaki kitapların arasından bazen birini çeker alır ve altını çizdiğim yeri okurum. Bu da bambaşka bir keyif kendi adıma.”

*  *  *

“E-kitap mı yoksa gerçek kitap mı? sorusunun bana göre en gerçek cevabı “Gerçek Kitap”tır. Çünkü ben kitabın önce ismiyle daha sonra kokusuyla tanışırım. Kapağını açıp kokusunu hissettikten sonra içeriğini okurum. Sayfayı çevirirken parmakta hissedilen o hafif pütür hissini almak, çevirirken burna o ağaç, odun kokusunu çekmek benim için en büyük zevktir. Ve ben bu hissi hiçbir e-kitaba değişmem…”

*  *  *

Bu konudaki bana gelen görüş ve düşünceler bunlardı.
Dönüş yapanlara tek tek teşekkürlerimi sunuyorum buradan.

Peki siz değerli okuyucu, bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Kendi düşüncelerinizi aşağıdaki yorum kısmından yazabilirsiniz.

Kitap kokunuz bol olsun!