Farkına bir vardım ki, blogumda yazmayalı neredeyse 1 ay olacak.
Neden bu kadar ara verdiğim konusunda;
Derslerdi, sınavlardı, ödevlerdi, şuydu buydu diyerek, bahaneler arkasına saklanabilirdim ama saklanmak gibi bir niyetim yok bu sefer.

Zamanım yoktu, zamanım olmadı demeyi aklımın ucundan bile geçirmek istemiyorum. Çünkü katıldığım bir cümle değil. İnsan istedikten sonra istediği her şeye zaman ayırabiliyor. (Kimse kimseyi kandırmasın!)

Bunun için en güzeli, kendinize haftalık program hazırlamak. (O hafta neler yapacaklarınızı not defterinize yazmak gibi…)

Zaten insan bir şeyleri bir defa ertelediği zaman, “erteleme hastalığı”na yakalanmış gibi ertelemelerin ardı arkası kesilmemeye başlıyor. Bu konuda “Düzenli Bir Düzensizlik” yazıma da göz atabilirsiniz.

* * *

Ve zaman…
Günler nasıl da hızlıca geçip gidiyor. Tıpkı bir tren vagonlarının gelip geçisi gibi…
Belki de bu hızdan dolayı aradan geçen bunca sürenin farkında olamadım.
Tabi bu zaman zarfının belli bir döneminde, kendi isteğimle de uzak kaldım.

Çünkü insan, zaman zaman her şeyden ve herkesten sıkılmış olabiliyor. Bir bakıyorsunuz, “kendin“iz hariç, herkese ve her şeye koşturmuş, zaman ayırmışsınız. E tabi, insan yoruluyor haliyle.

İnsansız hava sahası“na ihtiyaç duyduğumdan, ben de 10 günlük memleketime/evime kaçtım. Tamamen olmasa da, az biraz kafamı dağıttım diyebilirim.

Ve yine bu zaman zarfı içerisinde yeni yaşıma da girdim. (7 Aralık)
Doğum günümde beni unutmayıp, bizzat arayanlara, mesaj atanlara kocaman teşekkürlerimi ve sevgilerimi sunuyorum.

İşte şimdi yine aynı koşturmacanın içerisindeyim; okul, dersler, ödevler, sınavlar…

Haydi bana rastgele!