Son zamanlarda canımızı sıkan bazı durumlar var. Kapatılan FETÖ üniversiteleri öğrencilerinin tamamına yönelik bir Fetocu etiketi…

Vakti zamanında üniversite tercihlerinde bulunmuş fakat ilk yerleştirmede yerleşememiştim. Tesadüf eseri bir arkadaşın elindeki ek kontenjan kılavuzunu gördüm ve yolda yürürken bakalım nerelerde boş yer varmış diye göz atayım dedim. Baktım ki, Kıbrıs’ta Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde Mimarlık bölümünde birkaç tane, Bilgisayar Mühendisliği bölümünde yine üç beş tane boş kontenjan vardı. Son anda tercih yapmaya karar verdim ve Doğu Akdeniz Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümüne yerleştim. Fakat ikinci senesinde okul, eğitim ücretlerine %30 oranında zam yaptı. Evet bu ciddi bir zam artışı. Bu zam artışı ve Kıbrıs’ın hayat şartlarının pahalı olması sebebiyle okulu bırakmaya karar verdim. Kendi ülkemde okumak daha mantıklıydı.

Tekrar üniversite sınavına hazırlanmayı düşündüm fakat o sene bazı sağlık sorunları nedeniyle üniversite sınavlarına çalışamadım ve o şekilde sınava girdim. Bu yüzden yapabileceğim en iyi tercih kendi evime, memleketime yakın bir üniversite seçmekti. Ben de öyle yaptım. Gittiğim üniversite Fethullahçıların üniversitesiydi ama benim bunlarla uzaktan yakından zerre ilgim yoktu. Hala da yok. Üstelik o zamanlar mevcut hükümet ile de arası açılmamış, Feto’nun gerçek yüzü açığa çıkmamıştı. Devletin kendi tabiri ile, devlet o zamanlar bunların gerçek yüzünü nasıl bilmemişse, biz öğrenciler nasıl bilebilirdik?! Devlet, kendi tabiri ile biz kandırıldık diyor da, biz öğrenciler kandırılmış olmuyor mu?!

Devlet, bu Feto’nun gerçek yüzünü gördükten sonra daha doğrusu 17/25 Aralık tarihlerinden sonra şuan ki Reisi Cumhur Recep Tayyip Erdoğan şunları söyledi;

Çocuklarınızı bunların okullarından, yurtlarından alın. Bunların okullarından ayrılın.

Ve bununla birlikte o dönemde üniversiteler arası geçişte büyük kolaylıklar da sağlandı. Üniversiteye yerleşme puanının tuttuğu başka üniversitelere, ki bu vakıf veya devlet üniversitesi olabilir hiç farketmez, koşulsuz şartsız ortalamaya da bakılmadan geçiş hakkı tanındı. Elbette bu güzel bir haberdi ve bir kısım öğrenci bu durumdan faydalandı. Ama çoğu öğrenci geçiş yap(a)madı. Çünkü haberin kendisi kadar güzel olmayan arka plandaki sıkıntıları kimse hesap etmedi. Bu durumu şu şekilde izah etmeye çalışayım;

Her üniversitenin kendine ait bir müfredatı ve ders içeriği vardır. Eğer siz başka bir üniversiteye geçiş yapmak isterseniz, o üniversite sizin almış olduğunuz derslere ve ders içeriklerine bakar ve kendi müfredatına ve ders içeriklerine uygun olanları sayar, uygun olmayanları saymayarak ve de ekstradan şu şu dersleri de almak zorundasın diye şart koşar.

Bu durum, az önce yukarıda bahsettiğim kolay geçişler için de aynı şartları kapsıyordu. Yani puanın başka üniversiteye tutuyor haydi oraya geç, sonra aldığın derslerin hepsi sayılsın, sonra da kaldığın yerden güllük gülistanlık devam et şeklinde değildi. Yani geçiş yapmak istediğiniz üniversite size şunu söylüyordu; tamam geçiş yap ama okulun en az 1 yıl, 1,5 yıl, 2 yıl uzar. Çünkü bazı derslerin sayılmamakla birlikte, o üniversitede başka dersleri de almak durumundaydın.

Şimdi size soruyorum;
Sizin okulunuz en az 1-2 yıl uzayacak, ortam değiştireceksiniz, belki de başka bir şehire gitmek durumunda kalacak, kalacak yer şu bu masraflarınız olacak vs. Siz böyle bir durumda üniversite değiştirir miydiniz? Bu kolay bir durum değildi ki! Üstelik herkesin durumu çok iyi değildi ki.

Ha! Eğer 15 Temmuz saldırısından sonra, devletin Feto’ya yaptığı şu operasyonlar ve olaylar, o tarihte olmuş olsaydı, elbette bütün öğrenciler ne olursa olsun üniversite değiştirirdi. En azından kendi adıma konuşayım, ben değiştirirdim. Ama o tarihlerde devlet de Feto üzerine, son günlerdeki gibi gitmemişti. Şimdiye göre daha esnekti.

Şimdi ise, 15 Temmuz saldırısından sonra OHAL kapsamında Feto’ya ait okullar/üniversiteler kapatıldı ve öğrenciler bulundukları ildeki devlet üniversitelerine bağlandı. Öğrencilerin dağılımı konusunda daha mantıklı yollar seçilebilir, bu apayrı bir konu.

Ama şuan kalkıp, Feto üniversitelerinde öğrenci olanların hepsine Fetocu etiketi yakıştırmak ne kadar doğrudur?
Bu düpedüz akıl tutulmasıdır.
Bu düpedüz hedef göstermedir.
Bu düpedüz ötekileştirme çabasıdır.
Bu düpedüz kıyımdır.
Bu düpedüz kul hakkına girmektir.

Ben ve benim gibi Feto ile hiçbir alakası olmayan bu öğrencilere bu etiketi yapıştırmak, bu tür ithamlarda bulunmak kabul edilebilir bir durum değildir. Hatta bu, ben ve benim gibi kişilerin kul hakkına girilmiş sayılır ki, bu tür düşüncede olanlara hakkımı helal etmediğimi belirtmek isterim.

17/25 Aralık tarihinden sonra Feto’nun okullarından ayrılmayanlar mağdur değil faildir diyenleri vicdanlarına davet ediyorum. Kalplerinde Allah korkusu yok mu diye de sormak istiyorum.

Evet o tarihlerden sonra ayrıl(a)madık ve neden ayrıl(a)madığımızı da yukarıda açık şekilde belirtmeye çalıştım.

Herkes haddini, çizgisini, sınırını bilmeli!

Koskocaman devlet, biz kandırıldık diyor da, tüm suçu ve faturayı da öğrencilere mi kesmeye çalışıyorsunuz!

Utanın be utanın!

Fetocu olmadığım halde bana Fetocu etiketi yapıştıranlara son lafım şudur;

Eğer sizin dediğiniz gibi ben Fetocuysam, sabahı görmeyeyim.
Ama ben Fetocu değilsem (ki Allah biliyor), size hakkımı helal etmiyorum. Ahirette de iki elim sizin gibilerin yakasında olacaktır.

Bizi bilen biliyor, çok şükür en başından beri safımız da belli, zikrimiz de belli!

Arzımdır!