Geçtiğimiz haftalarda Haşmet Babaoğlu’nun “Yine Christian Bobin, yine kısacık ve müthiş bir kitap: Neşe-İnsan. (Monokl) “ sözleri üzerine gidip aldığım ve kısa sürede biten bir kitap Neşe – İnsan.

Christian Bobin ismini daha önce hiç  duymamıştım. -hoş, gerçi daha ne çok isim var bilmediğimiz, duymadığımız- 

Monokl yayınlarından çıkan ‘Neşe-İnsan’, 17 farklı yazıdan oluşan kısa bir kitap. Ama doyurucu olduğunu düşünüyorum. 

Yazarın başka kitapları da var mı diye merak edienler varsa da;

-Eksik Parça (2012 Nisan)

-Yerlerde Bir Aziz (2012 Nisan)

* * *

Bir kitap, her insanda aynı etkiyi bırakmayabilir. Bu yüzden kitap şöyleydi böyleydi demek yerine, kitaptan beğenip altını çizdiğim satırları sizinle de paylaşmak istiyorum:

– Yazmak, aşılması imkansız bir duvara bir kapı çizmek ve sonra o kapıyı açmaktır.

– O kadar dikkatli dinliyorum ki hiçbir şey anlamıyorum.

– Gördüklerimiz bizi değiştirir. Gördüklerimiz bizi açığa çıkarır, vaftiz eder, bize gerçek adımızı verir.

– Bir ipe dizili kurumaya bırakılmış siyah çarşafların önünde, çamaşırhanedeki bir çocuk gibiyim.

– Açıklamak hiçbir zaman aydınlatıcı değildir. Hakiki aydınlanma yalnızca ilhamlarla, içsel patlamalarla gelir, kararlaştırılamaz.

– …her akşam yaptığım gibi, en güzel olanın gelmekte olduğunu düşünerek uykuya dalıyorum.

– Beni seviyorsunuz. Beni sevdiğinizi söylüyorsunuz ama ne dediğinizi pek bilmiyorsunuz.

– Şimdi büyüdüğüme göre, artık başka yerlere gitmeliyim, başka yerler aramalıyım.

– Hiç kimse yalnızca yemek yiyerek makul bir hayat süremez.

– Görmek, duymayı engelliyor.

– Bilmem siz de fark ettiniz mi ama aynı anda iki şeyi yapamayız. Hem görüp hem de dinleyemeyiz. Görmek, üstün gelir hep. Görmek, çok daha güçlüdür, çok daha fazla güçlüdür.

– Konuşmak, sözün içinde bir yerlerde kamp yapmaktır, susmaksa sessizliğin içinde.

– Kalbin davuluna kulak vermiştim.

– Sevdiğimiz bir varlığın kaybedildiği haberi, demir bir yumruk olur, iner göğsümüze. İlk birkaç ay boyunca soluğumuz kesilir. Bu şok bizi bir adım geriletir. Bu dünyada değilizdir artık. Öylece bakakalırız. Ne kadar da yabancı bir dünyadır bu. En az saçma olanı çiçeklerdir.

– Yüzünü cama yapıştıran bir çocuk gibi geri döndüm bu dünyaya. Dünya, ölümü sevmez. Yaşamı da sevmez.

– Yaşam, bizim hayal ettiğimizden, ya da yaşadığımızdan, yaklaşık olarak yüz milyarlarca kez daha güzel.

– Her şeyi biliyor ama hiçbir şey söylemiyor ölenler. Sessizlikleri çiçeklerinkiyle aynı.

– Okumak, yazmak ve sevmek, kutsal üçlü.

– Eski bir kitabevinde 1670 yılına tarihlenmiş bir kitap: Bay Pascal’ın Din ve Başka Birkaç Konu Üzerine Düşünceleri. O çağlarda, kitap üretebilmek için ağaçları baltayla kesiyorlardı. Meleklerin boyun eğdiği bir kardeş katli. Yaşlı bir kitaptan daha genç hiçbir şey yoktur.

– … sıcacık bir ekmeği sever gibi sevmek gerekiyordu.

– Saflık dediğimiz, güneşten de keskin bir güneş.

– Ne zaman bir mucize gerçekleşse çoğunluk gözlerini kapıyor.

– Kitaplardan bir günden daha fazla uzak kalamıyorum. Şifacılara has bir sakinlikleri var.

– Yağmur sonrası topraktan yükselen koku, önümüzdeki on bin yıl boyunca endişeye mahal olmadan yaşamak konusunda ikna ediyor bizi.

– … ilk adımlarını atan bir çocuğun, acemi bacakları üzerinde yükselip düştüğünde annesinin buyur eden kollarından başka bir yerde olmayacağını bilerek kendini öne atıvermesi gibi Tanrı’ya doğru ilerliyor.

– İnsanlar arasındaki, bir yıldızı  diğerinden ayıran boşluktan çok daha büyük olan boşluğu görüyorum.

– Reklamların vadettiği hayallerin telafisine inanıyorsak, gerçekten çok bedbaht olmalıyız.

– Güzelliğin yeniden dirilme gücü var. Görmek ve duymak yeterli. Canlılığımızın cennetinden içeri giremiyorsak, bunun tek sebebi dikkatsizlik, sadece dikkatsizlik.

– Tanımak sevmektir, sevmekse yabanidir, söze dökülemez.

– Havanın açık olduğu günler, Tanrı bile görünüyor.

– Basit ve sade olan tüketilemez.

– İlk yıldızın görünebilmesi için karanlığın yoğunlaşması gerekir.

– Yaşam bizi tıpkı bir anne kedinin yavrularını ağzına alıp güvenli bir yere taşıması gibi ölüme taşıyor.

– Makul olan ne yapılabilir ki bir köy yolunda yürümekten, bir kitabın kapağını açmaktan ya da bir gülün zarif elbisesini yırtarak açışını seyretmekten başka?

– Tanrı, insanlara dünyayı ele geçirmelerini buyurmuş. Herkes birbiriyle yarışıyor, kan siyahı meyvelerini seyre daldığı bir dut ağacının önünde oyalanan bir çingene kadın dışında. Tekrar yola koyulduğunda bir bakıyor ki her şey çoktan kapılmış.

– Bahçede, bir karıncayla yarışa tutuştum ve yenildim.

– Tanrı saklanan bir çocuk gibi ve onun da kendini ele verdiği bir an var. Yanından geçtiğinizde gülmesini tutamıyor, kahkahasını duyuyorsunuz. Müzikte, sessizlikte duyabilirsiniz onu. Çatlayan bir tomurcukta, geçmekte olan bir bulutun ardında, dişsiz bir ağızda. Her yerde.

– Şeytanın elini tuttum. Siyah tırnaklarının altında ışık gördüm.