Zaman zaman öyle kötü ve istenmeyen bir olay silsilesi yaşıyorsunuz ki, doğru görünen yanlışı, yanlış görünen doğruyu çok daha iyi anlayabiliyorsunuz. Hatta böylesi zor zamanlarda çevrenizdeki insanların gerçek yüzlerini daha iyi görebiliyorsunuz. İyi zamanlarda yanınızda olan çok olur. Önemli olan zor zamanlarınızda yanınızda olabiliyorlar mı?!

Çok yakın bir zamanda ben de böylesi kötü olaylar silsilesine maruz kaldım. Teyzemler trafik kazası geçirmiş. Çok şükür ki, ölüm yok. Ama teyzemde ciddi hasarlar var; omuzda kırık, belde kırık, iç organlarda zedelenme vs. Ölüm olmasın da, buna da çok şükür! Uzun bir süre yattığı yerden tedavi görecek, kalkıp yürüyebilecek durumda değil. Nasıl ki amca için baba yarısı deniliyorsa, teyze de benim için anne yarısıdır. Teyzemi o halde görünce çok canım acıdı, çok üzüldüm. Diyorum ya, şükür ki ölüm yok. Olsun, bu zor zamanlar da geçer elbet.

Teyzemin bu haline üzülürken, diğer teyzemden haber geldi. Uzun süredir yatalak/felçli bir kayınvalidesi vardı. Vefat etmiş. Eniştem de tek oğlan, tek başına koşturuyor oraya buraya. Cenazeye katıldık, defin işlemleri mezarlık vs. Enişteme dedim ki, abi yapacak bir şeyler varsa söyle yapalım. Yok sağolasın, dedi. Annesini toprağa verdiği akşamı eniştem rahatsızlanıyor. Kalbi durmuş. Doktorlar yaklaşık 45 dakika boyunca masaj yapmışlar, uğraşmışlar ve kalbi tekrar çalışmaya başlamış. Fakat kalp uzun süre çalışmadığı için, beyne yeteri kadar oksijen gitmemiş. Bu yüzden beyninde ciddi hasarlar oluşmuş. Şuan yoğun bakımda ve hala uyanmış, tepki vermiş değil. Kritik süreç devam ediyor. Elimizden dua etmekten başka bir şey de gelmiyor.

Eniştem iyi bir adam, çok sevdiğimiz bir insan. Önce babası hasta düştü, babasına baktı, ilgilendi. Ardından annesi hasta düştü, felç oldu, yatalak kaldı. Annesiyle ilgilendi, ona baktı. Hiç şikayet etmedi. Annesinin vefatından sonra artık biraz olsun rahatlar demiştik ki, aynı günün akşamına kendisinin başına böyle bir olay geldi. Allah, teyzeme ve evlatlarına bağışlasın onu inşaallah. (Dua edelim…)

Zaten hep üst üste gelirmiş kötü olaylar. Kimin duası kabul olur bilemediğimizden ve de ne kadar çok dua o kadar daha iyi düşüncesiyle sosyal medya hesabımda da bu durumumu kısaca belirtip, dua etmelerini istedim. Hatta birkaç kere paylaştım. Çok sağolsunlar bazıları dönüş yapıp duyarsız kalmadılar. Arayanlar, soranlar, süreci takip edip ne halde olduklarını merakla bekleyenler vs. Fakat çevremdeki insanların neredeyse hepsi beni hayal kırıklığına uğrattı. Duyarsız kaldılar. Hayırdır, ne oldu gibisinden merak edip soramadılar bile. Üzüldüm… Çok üzüldüm. Ve de çok kırıldım. Çok incindim. Buz gibi oldum hepsine. Gözümden düştüler. Neden biliyor musunuz? Çünkü ben insanlara karşı hassas ve değerlerimi kaybetmemiş biri olduğumu düşünüyorum. Bayramlarda, seyranlarda, kandillerde çoğunu bizzat telefonla arayıp hal hatırlarını sorup, kutluyorum. İyi günde, kötü günde yanlarında olmaya çalışıyorum. Vefasız olmamaya çalışıyorum. Ama yaşadığım bu süreçte gördüm ve anladım ki, çok yanılmışım. Çoğu kuru kalabalıkmış çevremdekilerin. Hayırsız, vefasız, nankör, bencil, egolu, kibirli hallerine şahit oldukça soğudum…

Şimdi ciddi anlamda bakış açım ve düşüncelerim değişti insanlara karşı. Mevlana’nın çok sevdiğim bir sözü var; Umma ki, üzülmeyesin! İşte bu sözü hayatıma uygulama noktasında birkaç adım daha atabildim diyelim.

Çevremdeki herkesi silip, yeni başlangıçlar yapma isteği bile geldi. Çünkü bu kadar duyarsız ve gereksiz insanları çevremde görmek istemiyorum. Facebook hesabımı da kapatmayı düşünüyorum. Daha çok Instagram hesabımı aktif kullandığımdan, Instagram hesabımda da bir temizlik yapmayı ve Instagram hesabımı kişisel ve genel fotoğraf paylaşımı için iki ayrı hesaba ayırmayı düşünüyorum. Bakalım.

Bir söz var bilirsiniz…
Az insan, çok huzur.

Ben bu söze ekleme yapmak istiyorum;
Az insan çok huzur. Hiç insan, nirvana!